Akeo
Menekşe 2 Caddesi No: 20/11 Kızılay - ANKARA
Akeo
bilgi@akeo.org.tr
Akeo
0 312 231 45 40
Başkanın Köşesi >> AHİLİK >> AHİLİK NEDİR

  Ahilik Nedir? 

     Ahîlik kurumunun anlaşılabilmesi ve onun toplumsal hayatta nasıl bir fonksiyon üstlendiğini ortaya çıkarabilmek için ilk önce Ahî kelimesinin kaynağı ve tarihi gelişim  içerisinde kazandığı anlamlar üzerinde durmak gerekir. Ahî kelimesinin kaynağı ile ilgili birbirinden tamamen farklı iki görüş bulunmaktadır. Birinci görüşe göre; Ahî kelimesinin kaynağı Türkçe olup, "akı" kelimesinin Anadolu'daki  söyleniş tarzından doğmaktadır. Ahî, kelimesinin Türkçe olduğunu ileri süren araştırmacılara göre Ahî, kelimedeki "k" harfinin "h" olarak telaffuz edilmesinden ileri gelmektedir. Nitekim, Anadolu'da "k" harfinin "h" ve "ğ" şeklinde telaffuz edildiği  bilinmektedir(1).

 

    Örnek olarak, okumak, bakmak yerine okumah, bahmah veya okumağ, bakmağ denilmektedir. Buna göre Ahî kelimesi "cömert, eli açık" anlamlarına  gelen "akı" kelimesinin "h" sesi ile okunmasından türemiş ve terimleşmiş bir kelimedir. Ahî kelimesinin reisler (başkanlar, liderler) için kullanılması, onun Türkçe "akı"  kelimesindeki ses değişikliğiyle oluştuğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Nitekim, Ahî kurumunda reislere Ahî, diğerlerine fetâ, fityan denilmektedir(2). Ahî kelimesini araştıranların bir kısmı ise; kelimenin Arapça' dan Türkçe'ye geçtiğini ileri  sürmektedirler. Bu görüşe göre Ahî, "erkek kardeş" anlamına gelen "ah" kelimesinin  sonuna birinci tekil şahıslar için kullanılan ve sahiplik ifade eden "ye" zamirinin  bitişmesinden oluşan bir kelimedir. Ahî kelimesi bu haliyle "kardeşim" anlamındadır.  İkinci görüş benimseyenlerden biri olan Hüseyin Kâzım Kadri, Ahî kelimesinin Arapça  olduğunu şöyle açıklamaktadır(3): "Ahî Arapça isim, Ahû yerinde "ahî" kardeş, birader,  yar, dost, cemi (çoğul) "ihvan" kardeşler, dostlar, bir tarikata ve mesleğe tâbi olanlar". Ahî kelimesine, Türkçe-Arapça Lûgat'ta da Hüseyin Kâzım Kadri'nin verdiği anlamın  yüklendiği görülür(4). Yine, Kur'an-ı Kerim incelendiğinde Ahî kelimesinin sahiplik ifade  eden zamir ile birlikte tekil veya çoğul olmak üzere kırkdört âyette geçtiği görülür(5).

 

    Ahi kelimesinin, fütüvvetnâmelerdeki ve Anadolu'da yaşamış bulunan Ahîlerin bırakmış oldukları vakfiyelerdeki yazılış şekli de ikinci görüşü desteklemektedir(6). İbn Batuta seyahatnâmesinde geçen, "Müfredi (tekil) "Ah" kelimesinin birinci tekil şahıs şeklinde söylenmesinden meydana gelmiştir(7)" ifadesi de ikinci görüşü  kuvvetlendirmektedir. Ahî kelimesiyle ilgili olarak her iki görüşün de geçerli ve tutarlı yönleri bulunmaktadır.  Ahî kelimesinin, cömert, eli açık anlamına gelen "akı" kelimesinin Anadolu'da "h" sesiyle  okunması görüşü doğru olabileceği gibi diğer görüşün de yabana atılamayacağı  görülmektedir. Gölpınarlı bunu şu biçimde izah eder: "Ahî kelimesi, Arapça'da 'kardeşim' demektir. 457 Hicride (1065) ölen şeyh Ferec-i  Zincanî ile 736'da (1336) ölen Alâü'd-Devle halifesi Aliyy-i Mısrî'nin "Ahı" lakabıyla  anıldıklarına ve bu kelimenin, oldukça eski fütüvvetnâmelerde geçtiğine, nihayet  fütüvvet ehlinin birbirini kardeş saydıklarına ve Melamilerde 'Filan şeyhin muridi' yerine  'Filanın ihvanından' sözünün kullanıldığına bakılırsa bu sözün Arapça'dan geldiği  hakkındaki fikir ve mülahaza da reddedilemez(8)."

 

    Ahî kelimesinin, aynı zamanda tasavvufla ilgili oluşu, iki görüşün de doğru olduğunu  göstermektedir. Çünkü; cömertliğe, el açıklığına, mertliğe dayanan Ahîlik kurumunun  vazgeçilmez kurallarından biri de, üyelerinin birbirini kardeş görmeleridir. Müslümanlar  birbirlerini tarih boyunca hep kardeş olarak görmüşlerdir. Kardeşleştirmenin ilk  uygulamasının Hz. Muhammed döneminde gerçekleştirildiği bilinmektedir. Ahî, Kur'an-ı Kerim'de geçtiği şekilde kullanılmış, ancak Türk'e has bir terim haline  gelmiştir. Kardeşlik, cömertliğe, yardımlaşmaya ve dostluğa dayanan bir duygudur.  Kardeşlik, sadece bir anadan doğmadan ibaret değildir. Görüşlerini Kur'an âyetleri ile desteklemeye ve açıklamaya çalışan tasavvuf akımları,  özellikle kişiler arasındaki düşmanlıkların kalkmasını ve yerine kardeşlik duygusunun  hâkim olmasını, teşvik eden ayetleri kaynak alırlar.

 

    Örneğin; 

"Elbirlik Allah'ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Allah üzerindeki  (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken O, sizin  kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din  kardeşleri oldunuz....(9)" âyetinde belirtildiği gibi insanlar arasındaki düşmanlıkların kalkması ve dinde kardeş  olmalarının gerekliliğinin Allah'ın arzusu olduğunu bütün tasavvufî anlayışlar ileri sürer. Aynı şekilde, Ahî birliklerinin de insanlar arasında kardeşliği oluşturma çabasında  oldukları bilinmektedir. Ahî kelimesinin, terim olarak Ahî birliklerinin başında bulunan kişilere (reislere) verilen  bir unvan olarak kullanılmış olduğu tahmin edilmektedir. İbn Batuta'dan öğrendiğimize  göre; "Ahî; evlenmemiş, bekâr ve sanat sahibi olan gençlerle, diğerlerinin (herhalde  bekâr olmayanlar) kendi aralarında bir topluluk meydana getirerek, kendi aralarında  seçtikleri reislerdir." Reislerin zaviyeler yapmaları ve bunları tefriş etmeleri gerekir.  Zaviyeler bir toplanma ve hizmet yeri olup, gerektiği takdirde gelen ve gidenlere  konaklama yeri olarak hizmet veren mekânlardır.

 

    Bir başka görüşe göre ise "Ahî", birliğin başında bulunan kişi şeyh' tir(10). Ahî  müesseselerinin başında bulunan "Ahî"nin şeyh olduğu görüşünü İbn Batuta seyahatnâmesinde geçen ifadeler de desteklemektedir. Çünkü, bütün tarikatlarda şeyh  olan kişinin tekke (zaviye) inşa ederek onu müritler (fetâ) için bir toplanma, gelene geçene hizmet yeri yaptığı bilinmektedir. 

    Sonuç olarak:

    Ahîlik, Türk illerinde yayılmış bulunan "dinî-meslekî" karakterli kurumlardır Bu birlikler,  başta mensupları olmak üzere, insanlar arasında dayanışma ve yardımlaşma kurmaya  çalışmışlardır.

 

BAŞKANIN OBJEKTİFİNDEN

Alternate Text
ANKARA KALESİ

 

     Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kentte askeri bir garnizon bulunduran Hititler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Ama bu düşünce arkeolojik verilere dayanarak doğrulanmamıştır. Hititlerden bu yana hep aynı yerde bulunan, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular dönemlerinde birçok kez onarılan Ankara kalesi, tepenin yüksek bölümünü kaplayan iç kale ve çevresini kuşatan dış kaleden oluşur (dış kalenin 20′ye yakın kulesi vardır). Dış kale eski Ankara şehrini çevirir. İç kale yaklaşık 43.000 km2′lik bir yer kaplar. 14-16 m yüksekliğindeki duvarların üstünde çoğu 5 köşeli 42 kule vardır. Dış surları kuzey-güney doğrultusunda yaklaşık 350 m, batı-doğu doğrultusunda ise 180 m. boyunca uzanır. İçkalenin güney ve batı duvarları bir dik açı oluşturur. Doğu duvarı tepenin girinti çıkıntılarını izler.Kuzey yamaç ise farklı tekniklerle yapılmış duvarlarla korunur.Koruma düzeninin en ilgi çekici yanı; doğu,batı ve güney duvarları boyunca 15-20 m.’de bir yer alan 42 tane beşgen burçtur. Dışkale ile içkale,doğuda Doğukalesi’nde batıda hatip çayına bakan yamaçta birleşir. İçkale’nin güneydoğu köşesinde ise kalenin en yüksek yeri olan Akkale (Halk arasında Alitaşı)yer alır. Dört katlı olan iç kale Ankara taşından ve toplama taşlarla yapılmıştır. İç kalenin iki büyük kapısı vardır. Biri dış kapı, diğeri ise hisar kapısı adını taşır. Kapı üzerinde bir de İlhanlılar’a ait kitabe bulunur. Kuzeybatı kısmında Selçukluların yaptırdığını gösteren bir yazı bulunmaktadır. Duvarların alt bölümü mermer ve bazalttan yapılmıştır, üst kesimlerine doğru bloklar arasında tuğla bölümlerin büyük ölçüde zarar görmesine karşın, iç kale bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. VIII ve IX.yy’larda kent istilalara uğrayınca, kaleyi hızla onarmak için, o sıralarda yıkıntı halinde olan Roma anıtlarının mermer blokları, sütun başlıkları, su yollarının mermer olukları kullanılmıştır. (bunlara özellikle iç kalenin güney yönünde rastlanır)

 

     Kale tarih içinde çeşitli dönemler yaşamıştır. İ.Ö. 2. yy. başında Romalıların Galatya’yı ( Ankara yöresi) işgalinden sonra kent büyüyerek kale dışına taştı. Roma İmparatoru Caracaila İ.S. 217′ de kalenin surlarını onarttı. 222 – 260 arasında İmparator Severus Alexander ve Velerianus, Perslere yenilince kale kısmen tahrip edildi. 7. yy ‘ ın 2. yarısından sonra Romalılar kaleyi onarmaya başladı. İmparator Konstantinos 688′de dışkaleyi yaptı. IV. Leon ise 740′ da kale duvarlarını onartırken içkale surlarını da yükselmiştir. İmparator Nikephoros ve İmparator Basileios da 9.yy’ da kaleyi onarttılar.

 

     Ankara Kalesi 1073′ de Selçukluların eline geçti. 1101′ de Haçlı komutanı Raimond tarafından alınan kale, 1227′ de bir kez daha Selçukluların eline geçti. Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubat’ ın onarttığı kaleye Sultan II. Keykavus da 1249′da bazı ekler yaptırdı. Osmalılar döneminde onarım görmeyen kalenin surlarını Mısır Valisi M.Ali Paşa’ nın oğlu İbrahim Paşa 1832′ de onarttı. Surların bazı yerlerinde rastlanan sütun başlıkları, lahit ve heykel parçaları, onarımlarda toplama malzemeden yararlanıldığını gösterir.

 

     Bugün kale içindeki değişik dönemlerden kalmış birçok eski Ankara Evi bulunmaktadır. Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan eski Ankara evleri, sur duvarları ile çevrili dar ve dik bir alanda konumlandıkları için, planları dar alanlardan en çok faydalanmayı gözeterek yapılmış. İki ya da üç katlı olarak ahşap, kerpiç ve tuğladan inşa edilmişler. Arazi yapısının düz olmaması, alt kat planlarının da düzgün olmamasına yol açmış, ama üst katlar cumba tipindeki çıkıntılarla düzgün bir plana kavuşturulmuş. Alt katlar kışlık olarak, kalın duvarlı ve küçük pencereli yapılmış, üst katlar ise yazlık olarak ince duvarlı ve havadar yapılmış. Geniş saçaklar ve “Cihannüma” denilen yazlık odalar Ankara evlerinin belirleyici özelliklerinden. Ahşap tavan süslemelerinde geometrik kompozisyonlar kullanılmıştır. Bazıları çeşitli hizmetlerde kullanılmaktadır. 17.yüzyılın ortasına doğru, 1640 yılında Ankara’ ya gelen Evliya Çelebi, kenti ve kentteki yaşamı ayrıntılı biçimde anlatmaktadır. Evliya Çelebi önce ünlü Ankara Kalesinden söz eder. “Ankara’nın yüksek bir dağın tepesine dört kat beyaz taştan yapılmış sağlam bir kalesi vardır. Kale iç içe üç kat surlarla çevrilidir. İç kalenin çevresi kayalıktır. Bu yalçın kayalardan kaleye tırmanmak çok zordur. İç kalede topları çeşitli silahlar, cephane ve 600 ev bulunur. İç Kale aşağılarda ikinci sıra surlarla çevrilidir. Dağın eteklerinde ise üçüncü sıra dış surlar yer alır. Bu dış surlarla tüm kent güvenlik altına alınmıştır.”

Akeo

Adresimiz

Menekşe 2 Caddesi No: 20/11
Kızılay - ANKARA

Akeo

İletişim

Telefon : 0 312 231 45 40
Fax Tel :  0 312 231 49 85

Akeo © 2016 Tüm hakları saklıdır.